Hayvan ve Doğa

Benim Yakışıklılarım

14604842_1537721146244431_4529071443347846229_n

Bu yazımda size iki dünyalar yakşıklı oğullarımdan bahsetmek istiyorum. Herkül kendisi minicik yüreği kocaman bir kedicik. Annesini sokakta bulduğumuzda aşağı yukarı 3 haftalık bir yavruydu. Kardeşim çalıştığı yerde bulmuş araçlar ezmesin diye eve getirmişti. Babam genel olarak hayvan severdir ancak yaklaşmak dokunmak istemez. Civarında da bulunsun istemez. Ona rağmen Herkül’ün annesini eve almıştık. Zaman içerisinde bizim evimizde yaşamaya başladı. hatta aşağı yukarı kendisi 2,5 aylıkken eve oğlum Efe’yi getirdik. Kuşadası’nın biraz dışında bulunan bir tanıdığımızın arazisine yavrulamıştı Efe’yi annesi. Kangal kırması olduğunu duyduk, ancak kangal kırması olmasa da sahiplenecektik, yaşadığı yeri görünce.civardaki hayvan severler sahip çıkmıştı aileye,yavrulara…

12187729_1204843212865561_5457354535562951084_n

efe çok küçük olduğu için sürekli uyuyor ama çok güzel gözlerle bakıyordu etrafa. Gözleri hiç değişmemiş değil mi?

12190024_1203126856370530_6794155430562428173_n

Efe’nin Herkül’ün annesi ile tanıştığı gündür aynı zamanda. Herkül’ün annesi ile birlikte büyümüş olmalarına rağmen Efe, Herkül’ün annesiyle maalesef hiç geçinemedi. Evimiz bahçeli olduğu için bir çok kedinin uğrak noktasıdır. Herkül’ün annesi maalesef çok erken kızışkınlık dönemine girip iki tatlı yavru dünyaya getirdi. Bu kadar erken olabileceğini öngöremediğimiz için çok erken hamile kaldı.Veteriner arkadaşım dahi bu duruma oldukça şaşırdı. Yavrulardan biri hasta doğdu ve çok kısa sürede aramızdan ayrıldı. Ancak diğeri yani Herkül Paşa evimizin en sevimli üyesidir.Efe Herkül’ü çok sevdi ve çok benimsedi. İnanmayacaksınız ancak Efe’nin kulübesinde birlikte uyuyorlar. Birlikte dolanıyorlar. Evin içerisinde birlikte oturuyolarlar hep yan yana. Efe birkaç gün babamla şehir dışına gittiğinde döner dönmez gözleri Herkül’ü arıyor. Onu saatlerce öpüyor sarılıyor. Birlikte uyuyorlar.

13528651_1413090955374118_8609163703087436319_o

Bana da açıkçası bu çok güzel olan sevgiyi arkadaşlığı sizlerle paylaşmak kaldı. Birbirimizi onlar kadar seveceğimiz yarınların yakın olması ümidi ile…

Sevgiler…

Standard
Hayvan ve Doğa

Fındık

15622650_1641779329171945_7523188339298831354_n

Evimizin bayan köpüğü o, sağır bir Van Kedisi. Biraz cadı bir kızdır kendisi. Canı isterse kendini sevdirir istemezse pençeleri bir anda elinizin etrafında sizi çizmekle ya da o sevimli ağzıyla ısırmakla meşgul olur. Canı sıkıldığında oda içerisinde ne varsa: bardak, çerçeve, kumanda bir bir atar hem de gözünüzün içine baka baka. Bazen de sevdireceğini sanırsınız size tatlı tatlı yanaşıp bir anda sizi gafil avlayarak paralayıverir. Azıcık eserikli bir arkadaşımız kendisi. ama bazen de öyle uslu öyle sevgi dolu bir kızımızdır ki alıp içinize sokasınız gelir. Masmavi gözleriyle kalbinize bakar.Bağıramazsınız.. Kızamazsınız. Zira kızsanız da sizi duymaz zaten.

Tüm kedilerin aksine kendini temizlemekten asla hoşlanmaz. Sizin onu tarayıp temizlemenizden de. Ama kedi sevenler bilirler tüm aksiliklerine rağmen aşık oluverirsiniz her birine ayrı ayrı. Çok zeki yaratıklardır. sizinle ilişkisi, sizin ona; onun sizden istediğini verene kadardır. Bitince yüzünüze bile bakmazlar. Bir nevi kendilerine hayırsız sevgili benzetmesi yapılabilir. Kedileri çok olan, yanız olan teyzeleri amcaları buradan anlayabilirsiniz. Onlar bir partnerin tüm özelliğine sahipler.

Geçenlerde başımıza ilginç bir olay geldi sizinle paylaşmak isterim. Evrimini henüz tamamlamamış homo habilis arkadaşı ile bizim evin penceresinin altında konuşuyor. Biraz yüksek sesle konuştuğu için ben odadan kendisini rahatlıkla duyabiliyorum. Fındık’ta o sırada bahçede dolanıyor. Arkadaşına; ” lan oğlum bizim sitede iki kız oturuyor. beyaz bir kedileri var.Kedi bahçede dolanırken, kedinin yanına gittim, seslendim seslendim kedi bana dönüp bakmadı bile… eğildim kulağına bağırdım ama kedi hiç tepki vermedi oğlumm, Arkadan yaklaştım ”boww” yapıp kulağının dibinde bağırdım kedi korkmadığı gibi tepki de vermedi.. kedi sağır galiba!!!” diye telefonda gülerek anlatıyordu. Öylesine eğlenmiş ki doğrusu bu durumda ne bulup o kadar gülmüştü inanın hiç anlamadım.Evet kedimiz duymuyor ancak, anlattığı şey çok acınası bir durum.

Kedinin duymadığını anlamak için yaklaşık bir saat kadar uğraşmış homo habilis… Bunu farketttiğinde hala cehaletinin farkında olmadığı için heyecanlı heyecanlı arkadaşına bu acınası durumunu anlatıyor. Yazık… Kendisine acil şifalar diliyor ve en kısa sürede evrilmesini bekliyoruz. Herkesin sokaktan bir köpük sahiplenmesi dileğiyle…

Sevgiyle kalın 🙂

 

Standard
Mekanlar

Cha’ya Cafe

İstanbul’a yeni gelenleri genelde sevdiği yer nedense hep Taksim, Beşiktaş Ortaköydür. Ortalama 1,5 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Ancak çok sık olmada da İstanbul’a gidip gelmişliğim çoktur. Nasıl  oldu da Kadıköy’ü ancak Anadolu Yakası’nda yaşamaya başlayınca keşfedebildim diyorum. Bence İstanbul’un en düzgün, modern insanlarının yaşadığı, bulunduğu yer diyebiliriz. Artık kafam estiğinde kendimi Taksim’de değil Moda’da bulur oldum. Büyüdüğüm ortamın etkisiyle midir bilmem, çok çay sever bir insan değilimdir. Bizim ailede sabah kahvaltısından önce su ısıtıcısının düğmesine basılır. Büyük kahve fincanlarının içerisinde doldurulan kahveler içilir. Biraz sohbet edildikten sonra kahvaltıya geçilir. Kahvaltı zaten Kahve-Altı’dan oluşur siz olayı yanlış anlamışsınız diyenleri duyar gibiyim ama ne yapalım.. Bizim aile de böyleydi işte… Çaya alışmakta oldukça zorluk çekmiş ve ne yaptıysam hala da becerememiş biriyimdir.Farklı tatlar elbette denemek güzel olabiliyor.screenshot_20161215_200202

Arada kendimizi şaşırtmak hoş olsa bile, benim tercihim her zaman Filtre Kahve ve ya az şekerli Türk Kahvesinden yanadır. Ancak hepimizin bildiği gibi küçük kahve dükkanları yerini  zincir dükkanlara bıraktı. şimdilerde etrafta lezzetli çay kahve bulmak zorlaştı. ya koca koca zincirler tarafından etrafınız sarılıyor ya da iki kişi bile oturmakta güçlük çekeceğiniz mekanlar artıyor. içeride iki masası olan arkadaşınızla gitseniz konuşmanıza 3. olarak katılacak baristalar…

screenshot_20161215_200358

Bir pazar günü biraz kitap okumak ve kahve içmek ve birazda kafamı dinlemek için çıktım evden. Moda sokaklarında dolaşmak nedense hep bana huzur vermiştir. Yine böyle gezerken Cha’ya adınde bir kafe dikkatimi çekti. Dışarıdan baktığımda çok sakin sıradan bi mekan gibi geldi. Ayrıca adından da anlayacağınız üzere daha çok çay çeşidi bulunan bir kafe Cha’ya. Sakin olması beni cezbetti ve içeri girdim. hava da güzel olduğu için arka bahçesine oturdum bi kahve söyledim. Girdiğimde çok dikkatimi çekmemişti ama hem çok güzel bir kahve servisi ile hem de sıcak ortamı gözüme çarptı. Farklı çaylar denemeyi sevenler tercih edebilir. Ayrıca oldukça güzel  yiyecek menüsüne de sahip. Kahvaltısını tavsiye ederim.

14642159_1532804636736082_4604730547195362008_n

Standard
Kitaplar

Cehalet Kokusu

Merhaba,

Bu hafta hepinizin takip ettiği gibi bir televizyon programında Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabını kullanarak kendini rezil eden üç kişiyi izledik. Programın sunucusu hanımefendi, kitabı okuduğunu dile getirirken, kitabın konusu olarak günümüz pop müzik şarkıcılarından Madonna’nın aşk hayatının anlatıldığını vurguladı. Programda yer alan bir diğer sunucu ise kitabın 1940’larda basıldığını dile getirince, edepsizce tükürdüğünü yalamayıp o yıllarda Madonna’nın yaşayıp yaşamadığını tartışıp kendini biraz daha rezil etti.

Aklıma ilk önce şu geldi. Biliyorsunuz canlı yayın programlarında ”reji” adı altında bir grup çalışan vardır. Sunucunun her hareketine muhalifliği ile bilinirler. Sanırım ilgili programda böyle bir grup yok. Sadece bir kamera var. Bu üç kişi kafalarına göre atıp tutuyor, insanlar da izliyor.

İnsanlarımızın okumadığını biliyordum ama, okumadığı şey hakkında atıp tutacak kadar cüret gösterebileceklerini düşünmemiştim. Farkındayım, sanırım biraz fazla iyimser biriyim.Durum sosyal medyada çok büyük tepkilere yol açtı. Dedim ki kendi kendime; yani koskoca kanalda bir kişi çıkar ”afedersiniz! der, Özür diler.. diye düşündüm. Yine çok saf olduğumu farkettim!! Sabah yine otobüsteyim, işe gidiyorum, dedim ki bir haberlere bakayım neler olmuş.Açtım gazetelere göz gezdirirken telefonumdan bir de sunucu hanımefendinin ateş püskürdüğünü gördüm. Hala okuduğunu iddia ederek, ”ben okuyalı 40 yıl olmuş, unutmuş olabilirim” diyor, pişkin pişkin. Kitabı okuyan kişilere saldırıyor.

Nedense yanıt vermem gerektiğini düşündüm. Tüm yorumları görmedim ama böyle bir açıklamada bulundu diye annesine küfür edebilecek bir edebi zihniyet düşünemiyorum, olduysa hanım efendiden özür dileyecek erdemde olduklarını düşünüyorum. Çünkü hakaretin hiç bir türü insanlığa yakışan bir şey değildir. Kaldı ki bir kitap ile ilgili atıp tutan birine kızgınlığımızı bu şekilde dile getirmek bizi o hanımefendiden çok ta farklı yapmaz. Diğer yandan, madem bu kadar naif bir insan kendisi;kendisine sorumdur; Niçin okumadım hakkında bilgim yok, bana yorum yap dediler ben de salladım itirafında bulunma inceliğini göstermek yerine 40 yıl önce okumuşum diyip mağdur edebiyatı yapıyor?

Bir şeyi ”bilmiyorum, hakkında fikrim yok.” deyip susmak bu kadar mı zor?Sanırım zor çünkü insanlar hep biliyor. Her şeyi biliyor. Sanırım biz bu yüzden hiç ilerlemeyen hatta geri giden bir toplumuz. Cehaletimizin farkında bile değiliz. Eğitilmiyor, ders çıkarmıyor daha nasıl tüketiriz diyoruz elimizdekileri…

Bu arada Sabahattin Ali en sevdiğim yazarlarımızdandır. ayrıca ”Kürk Mantolu Madonna” romanı da oldukça severek okuduğum bir kitaptır. Okuyanlar bilecektir;

” Artık hiçbir şeyin değişmesine imkan yok… Lüzum da yok. Demek böyle olması icap ediyormuş. Yalnız söyleyebilsem… Bir kişiye olsun içimdekileri dökebilsem… Bunu sahiden istesem bile artık böyle bir insan bulmama imkan yok… Bende arayacak hal kalmadı… Kalsa da aramam…”  diyor Sabahattin Ali.

Sanırım haksız da sayılmaz.

sabahattin_ali_kurk_mantolu_madonna_2

 

Standard
Genel

Çatı Katı

Herkes genelde kendini bir yere ait hisseder. Ait olduğumuz yeri, şeyleri hislerimiz belirler. Kimisi deniz insanıdır, kimisi kara,kimisi kasaba insanıdır, kimisi şehir… Ben çatı katı insanıyım. Ufacık bir odam sıkış tepiş duran kitaplarım, düzensiz defterler..Sanki kalemsiz kalacakmışım gibi aldığım yığınla kalemler. Aylık, haftalık dergilerim.Bunca kalabalığın içerisine sıkıştırılmış bir yatak ve ben… İki kanatlı penceremi kaplayan, palmiye ağacının yapraklarının arasından görünen deniz.

Bulduğum her eski şeyi anı diye biriktirdiğim bir odam var. Sanırım bu oda da ben bile eskiyim. Buradan eskici olduğum falan sanılmasın. Öyle biri değilim. Olmak isterdim aslında anıları taşımak ve paylaşmak keyifli olsa gerek. Ama yok ben kafasını kitaplardan, dergilerden kaldırmayan; bolca okuyan, merak eden, düşünen, kimi zaman düşündüklerini çizmeye çalışan, öğrenmeyi seven biriyim.Odamdan pek burnumu dışarı çıkarmadığım için ”asosyal” diyorlar. Ama dürüst olun kimler gerçekten sosyal? (Bu durumu, başka bir yazımda ayrıca irdeleyeceğim bu günkü ilk konumuz çatı katı insanları…)

Bana göre çatı katı insanları yalnızlığı tercih etmiş insanlardır. Çünkü bu insanlar biraz yorgun, biraz yılmıştır. İçlerinde kalan ufacık inançları, sevgi kırıntılarını kaybetmemek için saklanırlar. Taa ki başka bir çatı katı insanı onu saklandığı yerden çıkarana kadar.

Çatı katı insanı olmak için çatı katında bir odaya sahip olmanız gerekmez. Çatı katını samimi ve huzurlu buluyor olmanız yeterlidir.

Çatı katı dardır. Tahtadır.Sıcak ve samimidir. Karanlığını aydınlatan ufacık bir penceresi vardır. Günün  herhangi bir saatinde Güneş, odaya en dik ışınını pencereden içeri salar ve içerideki karanlığı talan eder. Güneşe baktığınızda bu durumdan adeta zevk alır gibidir. Yakıcıdır. tuhaf bir şekilde aydınlatıcıdır. İzlerken gözleriniz kamaşır.Ancak bir saat sonra esamesi okunmaz, her yer bir anda kararır.Aynı yıldızlar gibi… Günün belli saatlerinde görünür, belli saatlerinde yok olurlar. Çatı katı, insanların sadece ihtiyaç duyduklarında akıllarına gelir. Normal bir zamanda kimse kullanmaz.

Standard
Genel

Sosyal Medya Platformları

Merhaba,

Bu gün, değinmek istediğim konulardan birisi sosyal medya üzerinde oluşturulmuş hayvan severler, kitap severler platformları.Tahminimce her sosyal medya kullanıcısının en az 1 adet böyle bir platforma üyeliği vardır..Bu guruplarda bulunan azınlıklar aslında sitenin içeriği ile ilgili paylaşımlar yakalamak ister ancak, bu sitelerde büyük yüzdeyi saçma sapan paylaşımlara yorum yapan insanlardan oluşturur.

Elbette benimde böyle bi’ kaç platforma üyeliğim bulunuyor ve bir kaç gündür karşılaştığım bazı şeyleri dile getirmek istiyorum. Öncelikle, kedi severler adı altında oluşturulan bir platformdan bahsetmek isterim. Bu platform; arada sevimli kediler, sahiplendirilecek kediler, ve hayvanları ile ilgili benzer sorunları yaşayan/tartışan kişilerin platformudur. 4 Ekim 2016 Hayvan hakları koruma günü için Migros ve benzeri marketlerde olan indirimli ürünleri paylaşan insanlar olmuş. Bu durum bazı kişileri rahatsız etmiş ve neden Migros’tan alınıyor evindeki yemeği neden vermiyorsun’la başlayan cümleler, daha sonrasında neden mamayı aktardan alıp vermiyorsunuz, ”şekilcisiniz”e çıkan başka bir yorum daha sonra insanların birbirine hakaret edebileceği derecede yorumlara, oradan alanlar geri zekalıdır, akıl yoksunudur diyenlere kadar varmış. Bir şey dikkatimi çekiyor. Kendimizi ne zamandır insanlara bu şekilde hakaret edebilecek kadar kaybettik?İsteyen istediği yerden alır, ve ya verir, bu sizi niye ilgilendiriyor, asıl ilgilenmenizi gerektiren konu canlının karnının doyup doymadığı değil mi? Oradaki mamalar ucuz ve kalitesiz diye söylenen arkadaşlar sokaktaki canlılar yiyecek kırıntı bulamazken onun kalitesini mi tartışıyorsunuz, belkide parası sadece ona yetti, belkide en yakınında orası vardı, Kendimizi nasıl bu konuda söz sahibi görüyoruz, anlamıyorum… Kendimizi ne zannediyoruz? Bu gibi platformları açan kişiler bu platformları nasıl yöneteceğini bilmiyor. ve daha sonra amacını aşan konulardan ötürü asıl amacından çıkan sitelerden asıl kullanıcıları kayboluyor ve bir anda evlilik programlarını aratmayan flörtleşmeler oluşuyor.

Bir benzeri bi’ kitap paylaşım platformunda yaşandı.

platformun amacı kitap paylaşımıdır. insanlar birbirlerine kitaplar yollarlar dileyen okudukları kitaplar ile ilgili yorum alabilir arada kitap paylaşabilir, okuduklarından alıntılar yapabilirdi. başta amacına uygun devam ediyordu, bir gün içimizden birisi şöyle bir fikir attı ortaya ve dedi ki; ” altın gününü, kitap günü gibi yapsak, bir topluluk oluştursak, ve bu topluluğa üye olmak isteyenler  mesaj yazsınlar ki sayı belirleyelim kura çekelim ve her ay maksimum 25 tl’yi geçmeyen bir kitap alıp sırayla gönderelim. Ne yalan söyleyeyim başta bana bile mantıklı geldiği için adımı yazdırdım sonrasında bir toplu mesaj portalı oluşturuldu.o portaldan belirlenecekti fikri atan kişi kura ile insanları ayarlayacaktı  vs… O mesaj portalında saçma sapan dönen konular oluşmaya başladı 25 kişi toplandı ancak ”ben en çok hangi kitabı severim”ler, ”bence sen tahmin et”ler, kurlaşmalar, bir mesaj furyası aldı başını gitti.. Günaydınlar, iyi akşamlar, n’apıyorsunuzlar, kahve içiyorumlar… Bunları görür görmez grubun sesini önce kısıp sonra gün sonunda fırsat bulur bulmaz çıktım platformdan. Grubu kuran kişi ve gerçekten paylaşım olabileceğini düşünen benim gibi insanlar da çoktan ilişiğini kesmişti.

Bu gibi platformları neden yönetemiyoruz. Neden burada kitap konuştuğumuz yada yazdığımız yorumu beğenen kişilere sevgilisinin olup olmadığını soruyoruz? Bu neyin açlığıdır?

Hiç bir yazarın sözünü paylaşıyor olmanız aynı kişinin inceliğine sahip olduğumuzu göstermez, ve Lütfen unutmayın arkadaşlar bu gibi sayfalardan size ekmek çıkmaz. Belki aynı zihniyeti paylaşan bi’ kaç insan bulursunuz, belki!!! ama kendinizle yüzleşmek hoşunuza gidecek olsaydı zaten böyle saçmalamazdınız!

Lütfen kendinize gelin!!!

 

Standard
Kitaplar

Dergiler

Merhaba,

Özel sektörlerin bir çoğu gibi ben de bu sabah erken uyananlardanım. Gün ağırmamıştı bile…Benim için sabah ayılabilmenin bir tek yolu var, bir kahve ve beynimde yıldırım etkisi yaratacak kitaplardan bir kaç satır okuyup sonra bütün bir otobüs yolculuğu boyunca düşünmek.

Ağır, depresif bir ruh halim vardır. Yakın çevrem bilir. Hatta çoğu arkadaşım okuduğum kitaplardan kaynaklandığını söylese de, herkese yanıt olarak buradan belirteyim  ki; yapmayın arkadaşlar! ben zaten hiç aşırı mutlu, cıvıl cıvıl bir insan olmadım 28 yıllık hayatım boyunca. Ben hep ”parçalı bulutlu” biriydim. arada güneş ışınları girer gülümserim ama benim şehrim hep gri olmuştur.

Kendimizi ifade faslını hızlıca geçelim…

Bu sabah uyandığımda kendimi bir çok kez önünde bulduğum kitaplığıma gittiğimde yerde duran ”K” dergisine ilişti gözlerim.içimden biraz buruk  bir duyguyla ”niye bitirdiler bu dergiyi ulan!” dedim. Kendimi bildim bileli hep alırım. Hatta ilk aldığım gün kapağında yazan ”İnsan kendini yalnızca insanda tanır” yazısına ilişti gözlerim. Hemen  alıp eve gidene kadar dergiyi okuyup bitirmiştim. Kuşadası’nı bilenler bilir, merkez sahili ile yılancı burnu mevkisi arası yalnızca 20 dakikadır yürüyerek. Nasıl kaptırmışsam kendimi, bir solukta okuyuvermiştim. Eve vardığımda neredeyse son sayfasına gelmiş ve üzülmüştüm.”Ee şimdi ne okuyacağız?”diye düşünürken buldum kendimi. Bir sonraki cuma gelmek bilmemişti. Baya sağlam bir arşiv elde ettiğimi ve ilk defa bi’ dergiyi böyle hiç bıkmadan okuyabildiğimi fark ettim. Her haftayı iple çekiyordum. Evimde bulunan bir hasır kitaplığım var 4 katlı. İçinde ne kadar kitap varsa tahliye edip orayı ”K” dergisiyle doldurmuştum. Bir gün yine bu şekilde her zaman dergi gazete aldığım büfeye yürüdüğümde derginin olmadığını görünce büfeciye dergiyi sordum. Adam  ”Sanırım basımında sorun var, dağıtımı yapılmıyor.” dediğinde çok moralim bozulmuştu. Bir süre sonra büyük şehirlerde hala olduğunu ve küçük yerlere gönderilmediğini öğrendim. Abonelik yapmayı düşündüğüm sırada derginin tamamen kapandığını artık yayım yapılmadığını öğrendim.

Şimdi piyasaya bakıyorum da bir çok ”K” özentisi dergi türedi. Karanlık edebiyat yapmaya çalışan dergiler. İsimlerini elbette saymayacağım başta her biri tarafsız olsa da,daha sonra her birini  tek tek hangi saflarda olduklarını fark etmem uzun zaman almamıştı.

İşi tamamen para kazanmaya döken dergi basın evleri, derginin içeriğine reklamı ala ala içeriği boşalttılar önce. başta bir çok sevdiğim yazarın olması ve daha sonra her birinin artık o dergilerden tek tek yazılarının kaybolmasını izler oldum. Ve bir süre sonra da o dergilerden yılıp almamaya başladım. Aynı tadı yakalayacağım dergiler olsun istiyorum. Bir kitap parası olan içi boş dergilere para dökmek istemiyorum. Evet bazen çok şey istediğimi düşünüyorum. Yoksa neden ”K” dergisini kapatıp böyle bir çok amaçsız derginin basılmasına izin verilsin ki?

Abartma dediğinizi duyuyorum ama sizin hiç böyle düşündüğünüz olmadı mı?

mavimurekkep.com

mavimurekkep.com

Standard
Genel

Eylül’ün Son Günü

boat-lake-forest-sunset-sepia

Biraz hüzünlüdür içerisinde  ”son”  barındıran cümleler. Hep bir gitmeyi, hep bir beklemişliği, hep bir noktayı anlatır. Devam etmeyecektir artık. Çoğu zaman durdurmak istediğimiz o andır, ya da çok hızlı geçmesini dilediğimiz…Yazmak için neden bu günü seçtim bilmiyorum, Belki de bitmesini istemediğimdendir.. Durdurmayı istediğimden. Kuyruğundan kavramış avuçlarımda tutmaya çalışır gibi hissettiğimden… Hem umutlu, hem değil. Siyah, bir o kadar beyaz. Biraz kızıl… Gök yüzü kadar mavi…Sonsuzluk gibi ürkütücü ve huzur verici…

Standard